Featured Video Play Icon
Blog Yerli Filozof

Uyumadığımızda Neler Olur?

Animasyon TED-Ed kanalından (youtube.com/tededucation) alınmıştır ve telif haklarınca korunmaktadır. Seslendirme benim tarafımdan yapılmıştır.

 

1965 yılında, 17 yaşındaki lise öğrencisi Randy Gardner, 264 saat boyunca uyumadı. Bu da uyumadan 11 gün geçirdiği anlamına gelir. 2. günde gözleri odaklanma yeteneğini kaybetti. Sonraki gün, dokunarak nesneleri tanıma yeteneğini kaybetti. 3. günde, Gardner karamsar ve dengesiz bir ruh haline büründü. Deneyin sonunda konsantre olmakta zorlanıyordu. Paranoyak hale geldi ve halisünasyon görmeye başladı. Gardner, uzun süreli psikolojik veya fiziksel zarara uğramadan eski haline döndüyse de, diğerleri için bu uykusuzluk hali hormonal bozukluk, hastalık ve en uç durumlarda ölümle sonuçlanabilir.

Öncelikle neden uyuduğumuzu anlamaya çalışıyoruz. Ama biliyoruz ki, uyku olmazsa olmaz. Yetişkinler 7-8 saatlik gece uykusuna ihtiyaç duyarken, ergenlerin yaklaşık 10 saat uyuması gerekir. Beynimize yorulduğumuzu söyleyen sinyallerle, bize havanın karardığını söyleyen sinyaller yüzünden uykumuz gelir.

Adenozin ve melatonin gibi uyku tetikleyici kimyasalların sentezlenmesi bizi uyuşuk bir hale getirir. Nefes alıp vermemizi, kalp atış hızımızı yavaşlatır ve kaslarımız gevşer. Bu uyku, DNAmızın kendini onardığı, vücudumuzun kendini yenilediği REM uykusudur.

Amerika’da yetişkinlerin %30’unun, ergenlerin ise %66’sının uyku yoksunluğu çektiği tahmin ediliyor. Bu öyle basit bir rahatsızlık değil. Uykusuz durmak vücuda ciddi derecede zarar verir. Uyumadığımızda öğrenme gücümüz, hafızamız, ruh halimiz ve tepki süremiz bundan etkilenir. Uykusuzluk ateşlenmeye ve yüksek kan basıncına sebep olabilir. Hatta uykusuzluk diyabet ve obeziteyle bile ilişkilendirilebilir.

2014 yılında bir futbol fanatiği dünya kupasını izlemek için 48 saat ayakta kaldıktan sonra öldü. Onun zamansız ölümü kalp krizinden olsa da çalışmalar gösteriyor ki 6 saatten az uyumak, kalip krizi riskini düzenli olarak 7-8 saat uyuyanlara göre 4,5 kat artırıyor.

Dünya üzerinde nadir rastlanan genetik mutasyona sahip bir avuç insan için uykusuzluk kaçınılmaz bir gerçek. Fatal Familial Insomnia olarak bilinen bu durum, vücudu kabusvari bir uyanıklık halinde tutar, vücudun uykunun huzurlu sığınağına girmesini engeller. Aylar veya yıllar içinde devam eden bu süreç akıl hastalığına ve ölüme neden olur.

Nasıl olur da uykusuzluk bu kadar büyük bir dert olur?

Bilim insanları bunun cevabını beyinde atıkların birikmesine bağlıyor. Uyanık olduğumuz saatlerde hücrelerimiz enerji kaynaklarımızı tüketmekle meşgul olurlar ki bu kaynaklar, adenozin gibi çeşitli ürünlere dönüştürülür. Adenozin miktarı arttıkça uyuma isteğimiz de artar. Bu, uyku bastırması olarak bilinir. Kafeinin yaptığı şey, adenozin alıcılarının yollarını kapatmaktır. Diğer atıklar da beynimizde birikir, ki eğer bu atıklar kaldırılmazsa beynimize fazladan yük olurlar ve uykusuzluğun negatif semptomlarına neden olurlar.

Peki o halde uyuduğumuzda bunun olmasını engelleyen şey ne?

Bilim insanları, Glymphatic System denilen, beyindeki bu birikmeyi temizleyen bir mekanizma buldular. Bu mekanizma biz uyurken daha etkili çalışıyor. Beyin omurilik sıvısını kullanarak hücreler arasında biriken artıkları süpürüp dışarı atıyor. Lenf damarları, bağışıklık hücreleri için bir yol görevi görürler. Son araştırmalarda bu damarlar beyinde bulunmuştur. Aynı zamanda beynimizdeki günlük atıkların temizlenmesinde bir rol oynuyor olabilirler.

Bilim insanları, uykunun arkasındaki canlandırıcı mekanizmayı araştırmaya devam ederken bir şeyden emin olabiliriz ki, sağlığımızı ve aklımızı kaybetmek istemiyorsak kendimizi uykunun tatlı kollarına bırakmalıyız.

 

Yerli Filozof – YouTube: youtube.com/c/yerlifilozof

Yerli Filozof – Facebook: facebook.com/yerlifilozofyt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir