Featured Video Play Icon
Blog Yerli Filozof

Göz ve Kamera Karşılaştırması

Gözlerimizle kameralar arasındaki farkın anlatıldığı bu videoda, seslendirme bana, animasyon TED-Ed kanalına (youtube.com/tededucation) aittir.

 

Gözleriniz dünyayı her zaman bir kamera gibi algılamaz. Aralarında gözlerinizin anatomisinden, beyninizde işleyen süreçten ve onun çıkıntısından, yani retinadan kaynaklanan birkaç farklılık vardır.

Benzerliklerle başlayalım…

İkisinin de ışığa odaklanmak için merceği ve onu yakalamak için de sensörleri var. Fakat bunlar bile farklı davranıyorlar. Kameranın merceği, ona doğru yaklaşan objeye odaklı kalabilmek için hareket eder. Fakat gözünüzdeki mercek hareket etmek yerine şekil değiştirir. Ayrıca çoğu kamera merceği akromatiktir. Yani aynı noktadan hem kırmızı hem de mavi ışığa odaklanırlar. Gözleriniz ise farklıdır. Bir nesneden gelen kırmızı ışığa odaklıyken, mavi ışığı odak dışı bırakırlar.

Öyleyse neden nesneler hep biraz odak dışı olarak görünmez?

Bu soruyu cevaplamak için öncelikle gözlerinizin ve kameranın ışığı nasıl yakaladığından bahsetmeliyiz. Yani, ışık alıcılardan… Kameranın ışığa hassas yüzeyinde, odaklandığı yüzeye eşit miktarda dağıttığı tek bir çeşit ışık alıcısı vardır. Bu ışık alıcıların üstlerindeki kırmızı, yeşil ve mavi filtre dizisi de onların uzun, orta ve kısa ışık dalgalarına farklı karşılıklar vermelerini sağlar. Diğer taraftan gözlerinizin retinası da birkaç çeşit ışık alıcısına sahiptir. Normal ışık koşulları için genelde üç çeşit ve düşük ışık için de bir çeşittir. Karanlıkta renk körü olmamızın sebebi budur.

Normal ışıkta kameranın aksine renk filtresine ihtiyacımız yoktur. Çünkü bizim ışık alıcılarımız zaten ışığın farklı dalga boylarına farklı karşılıklar verir. Kameranın aksine bizim ışık alıcılarımız düzensiz olarak dağıtılmıştır ve merkezinde de loş ışık için özel bir alıcısı yoktur. Bu yüzden zayıf ışıklı yıldızlara doğrudan baktığımız zaman kaybolurlar. Bu merkezin mavi ışığı fark edebilen çok az alıcısı vardır. Bu yüzden önceden gördüğünüz mavi bulanık görüntüyü hatırlayamazsınız. Ama mavinin orada olduğunu algılarsınız. Çünkü beyniniz onu çevresinden yola çıkarak tamamlar. Ayrıca retinalarınızın köşelerinde de herhangi bir ışık dalga boyu için nispeten daha küçük alıcılar vardır. Yani görsel aktivitemizi ve renkleri görebilme yeteneğimizi görme duyumuzun merkezi sağlar. Ayrıca gözlerimizde kör nokta denilen bölgeler vardır. Bu bölgelerde hiç ışık alıcısı yoktur. Ama orada bir görme eksikliği hissetmeyiz. Çünkü yine beynimiz boşlukları doldurur. Sahiden, aslında gözlerimizle değil de beynimizle görürüz.

Retinalar da dahil, beyinlerimiz görme sürecinde yer aldığı için görsel illüzyonlara da elverişliyizdir. Bunun sebebi, gözlerimizin sıklıkla titriyor olmasıdır. Eğer bu olmasaydı, görme duyumuz aniden yok olurdu. Çünkü retinadaki sinirler, sabit bir görseldeki daimi yoğunluğa karşılık vermeyi durdurmuş olurdu.

Kameranın aksine gözlerinizle büyük hareketler yaptığınız zaman kısa bir süre göremezsiniz. Aynada bir gözünüz ile diğerine bakarken yön değiştirmelerini görememenizin sebebi de budur.

Kameralar gözümüzden kaçan bazı detayları yakalayabilir. Uzaktaki nesneleri büyütebilir ve tam olarak gördüğü şeyi kaydedebilir. Fakat gözlerimiz ve beyinlerimiz milyonlarca yıl boyunca birlikte evrilmiş ve ortaya önemli bir uyum çıkarmışlardır.

 

Yerli Filozof – YouTube: youtube.com/c/yerlifilozof

Yerli Filozof – Facebook: facebook/yerlifilozofyt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir